SOSYALLEŞME

Yavrular büyüdükçe ve ev ortamına alıştıkça, size ve daha da önemlisi kendilerine güven kazandıkça evinizi keşfe çıkmaya çalışacak, varsa diğer evcil hayvanlar ile ve insanlar ile tanışmak, oyun oynamak isteyecektir. Hem kas ve iskelet gelişimi açısından, hem büyüme sürecinde tükettiği enerjice zengin mamaların fazla kalorisini harcamak adına hem de sosyalleşebilmesi için bu oyunlar son derece önemlidir. O nedenle farklı oyun modelleri ile ilgili bir ön araştırma yapmanız, kedinizin zeka gelişimi için de önemli olacaktır. Yavru iken eliniz ve parmaklarınız ile oynamasına müsaade etmek ileri dönemde büyüdüğünde benzer davranışları göstermesine ve belki de sizi yaralamasına neden olabilir. O nedenle oyun için eliniz yerine mutlaka yeri geldiğinde tırmalayıp ısırabileceği bir oyuncağının olması daha doğru bir tercih olacaktır. Günümüzde kediler için tasarlanmış çok farklı oyuncaklar bulunmaktadır, bunları araştırmanız tavsiye olunur. Herhangi bir ip ürününü oyuncak olarak değerlendirirken iki kere düşünmenizde yarar vardır. Çünkü kediler sadece kendilerini tımar ederken yuttukları tüyler açısından değil bu iplikleri de yalama suretiyle yünlerini yutabilirler. Yutulan bu iplikler ve tüyler midesinde topaklanabilir ve ciddi sindirim sorunlarına veya izlemesi pek hoş olmayan kusma refleksine ve tüy yumağı atma sorununa yol açabilir. Tırnak ve dişlerinin rutin olarak kontrol edilmesi, doğal törpülenmeyi sağlayacak tırmalama tahtalarından edinmeniz yararlı olabilir.

TUVALET EĞİTİMİ

Çoğu yavru kedi, tuvaletini yapmak için kuma gitmeye çok heveslidir. Tuvalet kabına girip çıkmalarını kolaylaştırmak için kabın düşük kenarlara sahip olduğundan emin olun. Kedilerde altlık kullanma ihtiyacı içgüdüseldir, ancak yavru kedi beklendiği kadar çabuk buna alışamamışsa kullanması anlamında onu yönlendirmeniz gerekebilir. Tuvalet kabının boyutu, kedilerin kabı kullanma yeteneğini etkileyebilir. O nedenle boyutları hayvana uygun olmalıdır. Bazen yavru tuvalet eğitimini kazanma sürecindeyken ufak kazalar yaşanabilir. Bu durumda yavruya ceza vermemek ve tuvalet kabını kullanma alışkanlığı kazandırmak için ödüller vermek yerinde bir davranış olacaktır.

SÜTTEN KESMEK VE KATI GIDAYA ALIŞTIRMAK

Yaklaşık 3-4 haftalık yaştayken yavrular sütten kesilmeye hazır hale gelirler. Bu durumda yumuşak konserve yiyecekler ile süt ikame mamasını karıştırmaya başlayabilir ve bu karışımı sığ bir kasede sunabilirsiniz. Ancak süreç içinde kendi başlarına iyi yediklerinden emin olana kadar biberonla beslemeye devam edin. Annelerinden çok erken yaşta ayrılan hayvanlar genellikle kaseden yemek içgüdüsünden yoksundur ve biraz cesaretlendirmeye ihtiyaç duyar. Bu amaçla yiyecekleri ısıtmak ve parmağınızla veya bir kaşıkla doğrudan yedirmeye çalışmak işe yarayabilir. Bir kilogramın altındaki bir yavru kedi en az dört saatte bir yemeye teşvik edilmeli ve kilo alımının kontrolünü sağlamak için günlük tartılmalıdır.

Ağırlığa göre süt ikame maması ile besleme miktarları

Yaş (hafta)
Ortalama Ağırlık
Süt İkame Maması / Gün
Günlük Besleme Sayısı
1
200 g
50 cc
6
2
280 g
80 cc
4
3
370 g
110 cc
3
4
420 g
130 cc
3
5
450 g
150 cc
3

SÜTTEN KESİLMİŞ YAVRULARIN BAKIM VE BESLENMESİ

Yuvanıza yeni gelen minik dostunuzun ortama alışabilmesine zaman tanımak ve ilk birkaç günlük süreçte yaşanabilecek ufak aksiliklerden evinizin kirlenmesini önlemek adına süresi bir günden bir haftaya kadar değişebilen “Başlangıç Odası” kullanmanızı öneririz. Bu bir banyo, mutfak veya evinizin herhangi bir boş odası olabilir. Tercih ettiğimiz bu “başlangıç odanızın” kolayca temizlenebilir ve dezenfekte edilebilir olması yavrunun sağlığı açısından önemlidir. Kedi yavruları her zaman yiyecek, su ve kuma kolayca erişebilmelidir. Yine uyumak için sıcak ve yumuşak bir yer ayarlamanız da gereklidir. İlk başta çekingen olsalar da süreç içinde size ve yuvanıza alışması
sebebiyle yavru kediniz evinizin kalan kısımlarını da keşfetmek isteyecektir. Evinizde varsa diğer minik dostlarınızdan ilk başta ayrı tutmak, hem kendilerine güvenlerinin gelmesini ve ortama alışmalarına müsaade edilmesini sağlar hem de geldikleri yerde varsa olası hastalık etkenlerinin evdeki diğer hayvanlara bulaşmasının önüne geçilmesini sağlar. Yavrunun ilk hafta içinde sağlık durumunun kontrolü, olası aşılama ve parazit uygulama cetvellerinin oluşturulması adına veteriner hekim tarafından muayene edilmesi uygun olacaktır.

BAKIM ve KOLOSTRUM

YAVRU KEDİ BAKIMI

Aşağıdaki sarf malzeme listesi, yavru kedilerin bakımında yardımcı olacaktır. Bazı malzemeler yaşa özeldir. Veteriner hekiminiz size hangi malzemelerin gerekli olduğu konusunda tavsiyede bulunmaktan mutluluk duyacaktır.
Gereçler: Yuva kutusu/sandık, kağıt havlu, kokusuz bebek mendilleri, bol miktarda eski havlu ve/veya battaniye, tuvalet kabı, tırmalama thatası, oyuncak, ısıtma pedi (termostatsız), ölçüm kapları (mm ile), biberon, küçük kaseler, tabaklar, sıvı veya katı kedi mamaları…

KOLOSTRUM

Yeni doğan yavru kediler tamamen annelerine bağımlıdırlar. Bu aşamada, bir yavru kedi zamanının çoğunluğu ya uyumak ya da yemek yemek için harcar. Yavruların gözleri ve kulakları, doğduklarında kapalıdır; ancak dokunmaya ve koklamaya duyarlıdır. Yavruların, anne sütünü, doğumdan sonraki ilk 24 saat içinde kolostrum adı verilen yoğun kıvamlı ve antikorlarca zengin sıvıyı kullanmaları esastır. Bu sayede çevredeki patojen organizmalara karşı direnç kazanmış olacaklardır. Yeni doğan yavruların hareketleri kısıtlıdır ve yavaştır. Vücutlarının ağırlığını henüz tam olarak taşıyamazlar. Hayatın bu ilk basamağında en çok gereksinim duyduğu besin maddelerini, bağışıklığı sağlayacak antikorları ve sıvıyı aldığı anne sütü yavru için vazgeçilmez bir unsurdur. Hem güvende hissetmesi ve vücut sıcaklığını koruması hem de be sin maddelerini alabilmesi için sürekli olarak annesini izleme eğilimindedir. Yavrunun bu hassas dönemde annesiyle birlikte beslenilmesi tavsiye edilir*.

*Not: Bir nedenle anneden ayrılmış veya öksüz kalmış ise bu dönemde çok fazla ilgiye ve bakıma gereksinim duyacaktır. Süreç içinde gerek duyduğu besin maddelerini alabilmesi için özel bir besleme programına ve kendisine özgü hazırlanmış süt tozlarının temin edilmesi gerekecektir.

SU KAYBI ve DENGESİZ BESLENME

AŞIRI SU KAYBI (­DEHİDRASYON)

Yavrular, kısa sürelerle yemek veya sudan uzak kalmaları durumda hızlıca dehidre olabilirler. Bu durum yavrunun hayatını ciddi anlamda tehlikeye sokan sıkıntılı bir durumdur. Yine hassas olan sindirim kanalları nedeniyle ishal olan yavrularının ivedilikle tedavisine başlanmalıdır aksi halde olayın prognozu olumsuz yönde hızlı bir şekilde seyredecektir.

AŞIRI BESLENME

Yavrular küçük midelere sahiptir ve her beslenmede sadece küçük miktarlarda yiyeceği tutar. Bir yavru kediyi aşırı beslemek ishale ve buna bağlı olarak dehidre olmasına neden olabilir ve sonuçta tedavi edilmezse yavrunun ölümüne neden olabilir. Sağlıklı yavrunun gaitası sert ve sarımsı renkte olmalıdır. Gevşek sarı dışkı hafif bir aşırı besleme belirtisidir. Yeşilimsi dışkı gıdanın sindirim sisteminden çok hızlı geçtiğini gösterir. Kötü kokulu grimsi dışkı formülü yetersiz sindirmeye işaret eder ve en ciddi ishal şeklidir. Aşırı besleme belirtileri fark ederseniz, hemen beslenme koşullarını gözden geçirerek doğru miktarda formülü (süt ikame mamasını) verdiğinizden emin olun. Değişikliklere rağmen ishal devam ediyorsa ivedilikle veteriner hekiminize başvurunuz.

YETERSİZ BESLENME

Yetersiz beslenene yavru kediler komplikasyon riski altındadır. Aç kalan yavrular huzursuzdur ve sürekli olarak ağlar. Sürecin uzaması halinde yavru kedi dehidre olur ve hipotermiye girer. Eğer böyle bir durumu fark ederseniz, hemen beslenme koşullarını gözden geçirerek doğru miktarda formülü (süt ikame mamasını) verdiğinizden emin olun. Değişikliklere rağmen ishal devam ediyorsa ivedilikle veteriner hekiminize başvurunuz.

YAVRU KEDİLERİN GELİŞİM AŞAMALARI

Doğum; yavru hem kör hem de sağır doğar. Gözler ve kulaklar kapalıdır. Annesini emebilmek için koku alma duyusunu kullanır. Yeni doğmuş bir yavru kedi kendi vücut ısısını düzenleyemez ve soğuğa son derece duyarlıdır. Anneden ve kardeşlerinden ayrılan yeni doğmuş bir yavru kedi hipotermiden hızlı bir şekilde ölebilir.

  1. Gün; işitme duyusu gelişir ancak kulak kanalları 2. haftanın sonuna kadar tamamen açık değildir.
  2. Gün; göbek kordonunun kalıntıları kurur ve düşer.
  3. Gün; gözler açılmaya başlar ve 13. güne kadar açılmaya devam eder. Tüm yavru kediler mavi gözlü doğar, ancak göz rengi daha sonra değişebilir.
    2,5. hafta; yavru kedi tüylerini yalamaya başlar.
    3 hafta; yavru kedinin görme duyusu hala zayıftır ama bazı görsel bilgileri yorumlayabilir. İlk dişler diş etlerini delmeye başlar.
  4. hafta; yavru kedinin görme yeteneği engelleri aşabilecek kadar gelişmiştir Motor becerileri geliştirmeye başlar, koşabilir. Katı (konserve) mamayı yemeye başlar.
    4-5. Haftalar; yaklaşık yarım kilo ağırlığındadır.
  5. – 7. hafta; insanlar ve diğer hayvanlarla sosyalleşmeye başlar.
  6. hafta; yaklaşık bir kilodur ve tüm dişleri çıkmış ve sütten tamamen kesilmiştir. Konserve dışında kuru mamaları da yiyebilir.

DOĞUM AĞIRLIĞI

Sağlıklı kedi yavruları doğumda yaklaşık 80‐140 gram ağırlığındadır ve hızlı bir şekilde kilo alır, doğum kilosunu bir haftalıkken ikiye katlayabilir. Genç yavru kedilerin günde yaklaşık 15‐20 gram ağırlık kazanmaları istenir. Aşağıda yaşa dayalı ortalama yavru ağırlıklarını bulacaksınız:

Yavru kedilerde günlere göre ortalama canlı ağırlık değerleri  
Yaş (gün) Ortalama canlı ağırlık
1 80-­140 g
5 150-240 g
10 220-­325 g
15 280-­375 g
20 330-­425 g
25 360-­445 g

SICAKLIK

Yeni doğan yavruların ortalama sıcaklığı vücut 35,5‐37,7 °C düzeyindedir. Yavru kediler kendi sıcaklıklarını düzenleme yeteneğine sahip değildir ve annelerine veya yapay bir ısı kaynağına bağımlıdırlar. Hipotermiye hızla yakalanan bu hassas dostlarımızı çok hızlı bir şekilde ısıtmaya çalışmak da tehlikelidir. Tutarlı bir sıcaklığa ulaşmak adına üşümüş bir yavruyu hiçbir zaman doğrudan bir ısı kaynağının önüne bırakmayınız. Bunun yerine sıcak su torbası etrafına havlu veya çorap sararak yakınına bırakınız. Barındırma kutusunun altına, yarısına gelecek şekilde ısıtıcı yerleştirip kutunun içi yüzüne bu ısıtıcının geleceği alana bir havlu koyabilirsiniz. Bu sayede yavru üşüdükçe daha sıcak alana geçecektir.

Ancak tüm yöntemler içinde her zaman olduğu gibi en iyi ve en doğal olanı annesinin yavrusunu ısıtması olacaktır. Bahsi geçen öneriler annesinden erken ayrılmış yavrular için düşünülür. Mide hacimlerinin küçük olmasının yanı sıra oldukça hassas bir sindirim sistemine sahip bu minik dostlarımıza hiçbir zaman soğuk süt veya gıdalar verilmemelidir. Yine üşümüş yavruların önce vücut ısılarının normale döndürülerek sonrasında beslenmeleri de yararlı olacaktır.

GÖZLER VE KULAKLAR

Yavru kediler kapalı gözler ve kapalı kulak kanalları ile doğar ve yaşamın ilk günlerinde göremez ve duyamazlar. Tipik olarak, yavru kediler 5. ‐ 8. günler arasında sesleri duymaya ve ikinci haftada ise görmeye başlar. Üç haftalıkken etraflarındaki dünyayı tam olarak görüp duyabilirler.

TEMİZLİK

Yavru kedi ortamının olabildiğince temiz tutulması çok önemlidir. Yavru kediye dokunmadan önce veya ona süt ikame ürünleri ya da mama vermeden önce mutlaka ellerinizi yıkayınız. Bu sayede yaşamlarının başında çevrede bulunan çok sayıda patojene karşı savunmasız olan minik dostumuzu mümkün olduğunca korumuş olursunuz.

İDRAR VE DIŞKILAMANIN UYARILMASI

Her yemekten sonra, yavru kedi idrara çıkma ve dışkılama için uyarılmalıdır. Yavrular anneleriyle birlikte olduğunda, bağırsaklarını uyarmak için yavru kedileri yalayarak bunu gerçekleştirirler. Annesiz yavru kediler için yavru kedilerin anal ve idrar alanlarına masaj yapmak için ılık suyla ıslatılmış bir pamuk top kullanın. Bu işlem her yemekten sonra yavru kedi kendi başına idrar ve dışkılama yapana kadar ki bu genelde 3 haftalık yaştayken olur, gereklidir. Sonrasında yavru kediyi yemek sonrası kum havuzuna götürerek bunu bir alışkanlık haline getirmesini sağlayabilirsiniz.

Yavru kediler için bir süt tozu veya mama önerildiğinde aşağıdaki hususlar dikkate alınmalıdır:
• Seçilen ürün büyüme için tam ve dengeli olmalıdır. Her yaş grubuna hitap eden çok amaçlı ürünlerden kaçınılmalıdır, çünkü farklı yaşam evreleri için farklı besin madde içeriklerine gereksinim vardır.
• Ürün sindirim sistemine olumsuz etki etmemeli, ishale neden olmamalıdır.
• Yüksek oranda sindirilebilir bir ürün (yüksek kaliteli malzemelerden yapılmış), daha az kokulu, daha sıkı ve daha az dışkı ile sonuçlanır ki bu hayvan sahiplerince istenilen bir özelliktir.
• Büyüme sırasında daha fazla proteine ihtiyaç duyulduğundan, ürün yüksek oranda protein içermelidir.
• Ürünün enerji açısından yüksek (yağ) olması gerekir, çünkü yavru kediler küçük mideye sahip oldukları ve hacimsel olarak sınırlı miktarda mama tüketecekleri için gereksinim duyacakları yüksek enerjiyi yoğun kalori içeriğine sahip mama ile almaları gerekir.
• Ürün doğal olarak asidik idrar üretmelidir; Bunun, kedilerde mesane sorunlarının görülme sıklığını azaltmaya yardımcı olduğu gösterilmiştir. Kediler için doğal idrar pH değeri 6,2–6,4’tür.
• Sütten kaçınılmalıdır. Kedi yavruları inek sütüne ihtiyaç duymaz ve aslında süt şekerini (laktoz) sindirmek için gerekli enzimden yoksundur. Bir yavru kediye inek sütü vermek ishale neden olabilir ve aynı zamanda protein, yağ ve kalsiyum içerdiğinden dolayı diyetin dengesini de bozar. Yavrulara her zaman için bol miktarda taze ve temiz içme suyu sağlanmalıdır.

YAVRU KEDİLERİN BAKIMI VE BESLENMESİ

Yavru kedilerde optimum büyüme, yüksek kaliteli, eksiksiz ve dengeli bir yavru kedi maması kullanarak elde edilir. Vitamin veya mineral tozlarla takviye etmek gereksizdir ve zararlı olabilir. Yavrular için evde hazırlanan diyetler çok yüksek düzeyde yağ, protein ve tuz içeren, dengesiz ürünler olmaları nedeniyle mümkün olduğunca kaçınılmalıdır.

Genel olarak sekiz haftalık yaştan küçük bir kediyi sahiplenecek olursak özel bir bakım ve besleme programı uygulamamız gerekir. Küçük yavru kedilere bakmak, bebeklere bakmak kadar zor bir süreçtir. Yaşlarına bağlı olarak, sahiplerinin birkaç saatte bir biberonla beslemelerine, gaz, idrar ve gaita çıkarmalarına yardımcı olması (parmaklar ile beslenmesini takiben karnına ve anal bölgesine yapılacak masajlar yardımıyla), vücut sıcaklıkların kontrol altında tutulması ve sosyalleşmeye yardımcı olmaları gerekebilir. Ancak, bu zorlu süreç ve gerektirdiklerini öğrenerek size uzun yıllar boyunca eşlik edecek iyi bir dost kazanmış olursunuz.

OBEZİTE & KİLO KONTROLÜ & KISIRLAŞTIRMA VE L-KARNİTİN

Kedi ve köpeklerde kısırlaştırma obezite için önemli bir etmendir. Cinsiyet hormonları kısırlaştırma ile beynin merkezleri üzerinde doğrudan etkili olmakta, tokluk ve metabolizmayı etkilemektedir. Kısırlaştırma sonucunda üreme hormonlarının miktarındaki etkin düşüş, hayvanın metabolizma hızının da azalmasına neden olmaktadır. Kedi ve köpeklerde gerçekleştirilen pek çok çalışma ve kliniksel gözlem bulgusuna göre obezite bu hayvanların sağlıkları ve yaşam süreleri üzerine zararlı etkiler göstermiştir. Söz konusu sorunlar arasında; ortopedik rahatsızlıklar, şeker hastalığı, kalp ve solunum ile ilgili hastalıklar, üriner hastalıklar, üreme bozuklukları, kanserler ve dermatolojik sorunlar sayılabilir.

obezite2
Araştırmalar mamaya ilave edilen L-Karnitinin, köpeklerde ve kedilerde yağ yakımını uyardığını, böylece metabolizmayı hızlandırarak daha az vücut yağının depolanmasına ve vücuttaki kas miktarının artışına yönlendirdiğini ortaya koymaktadır.

Bu nedenle özellikle hızlı büyüyen ve diyetlerinde yüksek enerji gereksinimi olan kedi ve köpekler ile kısırlaştırılmış hayvanların mamalarında bir takım düzenlemelere ve katkılara gereksinim bulunmaktadır. Bu katkılar içinde önemli ve etkin olan seçeneklerden birisi de mamalara L-Karnitin ilavesidir. Enerji üretiminde L-Karnitin iki önemli işleve sahiptir ki bunlar; enerji üretim süreçlerinde kullanım için uzun zincirli yağ asitlerinin mitokondri içine girmesini sağlamak ve metabolizma sonucu biriken kısa zincirli ve orta zincirli yağ asitlerinin mitokondriden çıkarılmasını kolaylaştırmak şeklinde özetlenebilir. Bir diğer önemli etkisi ise kalp üzerine olan koruyucu etkisidir. Kalbin kullandığı enerjinin %70-80’i yağların yıkımlanmasından gelmektedir. Karnitin yağların enerjiye dönüşümünde etkin bir rol alarak sağlıklı kardiyovasküler sisteme önemli destek vermektedir.

PREBİYOTİK & KEDİ VE KÖPEKLERDE BAĞIRSAK SAĞLIĞI

Probiyotikler “yeterli miktarda alındığında tüketen canlının sağlığı üzerinde yararlı etkiler yaratan canlı mikroorganizmalar” şeklinde tanımlamaktadır.

Probiyotikler aslında vücut için, özellikle sindirim ve bağışıklık sistemleri için faydalı olan iyi bakterilerdir. Söz konusu bu bakteriler bağırsaklarda doğal olarak bulunur ve bağırsak florasının dengesinin korunmasına yardımcı olurlar.

Bu bakteriler vitaminleri üreterek, sindirime yardımcı olarak, antimikrobiyal maddeleri salgılayarak, bağışıklık sistemini uyarıp bazı hastalıklara karşı konakçıyı koruyarak etki gösterirler ve sağlık açısından son derece önemlidirler.

Özellikle sindirim problemi yaşayan hayvanların diyetlerindeki prebiyotik katkısı kısa sürede hayvanın sağlıklı bir bağırsak mikroflorasına kavuşarak sağlıklı defakasyonuna (normal su içeriği ve kokusuz gaita) imkan sağlamaktadır. Prebiyotikler kalın bağırsaklara ulaştığında, yararlı mikroorganizmalar açısından son derece kritik öneme sahip bir besin madde niteliği kazanarak floranın yararlı bakteriler yönünde zenginleşmesine katkı sağlarlar.

Prebiyotikler, dostlarımızın beslenmesinde önemli rol oynamaktadır. Özellikle yeni doğan yavruların bağırsak sağlığı açısından son derece faydalıdırlar. Bu kritik evrede yavruların yeterli miktarda kolostrum alarak immunitelerinin desteklenmesi ne kadar kritik ise aynı süreç içerisinde tüketecekleri mamalarında yer alacak prebiyotik katkıları sayesinde bağırsak sağlığının optimal değerlerde gelişmesinin sağlanması da o derece önemli olacaktır. Tüketilen prebiyotiklerin bağırsak içerisinde hayvan sağlığına olumlu katkıları olan ve probiyotik etkisi gösteren bakteri popülasyonunu arttıracağı; bu sayede yavruyu dışarıdan gelecek hastalık etkenlerinden koruyacağı bilinmektedir.

Köpek ve kedinin sindirim sistemi enzimleri tarafından hidrolize edilemeden kalın bağırsağa ulaşan orta zincirli şekerlerden olan Frukto-Oligosakkaritler (FOS), Mannan-Oligosakkaritler (MOS) ile bir fruktan olan inulin sindirim sistemi enzimleri tarafından hidrolize edilemezler. Burada Lactobacillus ve Bifidobacterium soyu mikroorganizmalar tarafından fermente edilirler. Fermentasyondan sağladıkları enerjiyle çoğalan bu mikroorganizmalar probiyotik etki göstermek suretiyle Salmonella, Clostridium perfiringes ve E.coli gibi patojen bakterilerin üreme ve kolonizasyonunu durdururlar.

Söz konusu patojen mikroorganizmaların nişasta, rafinozu ve azotlu maddeleri hızla parçalamak suretiyle sindirim sisteminde gaz ve toksik amin oluşturmaları önlenmektedir. Hayvanların gaz çıkartmasını azaltması bakımından FOS, MOS ve inulin önemlidir. Bu durum petlerin bir arkadaş olarak kabul edilebilirliğini, evde bakılmalarını da kolaylaştırmaktadır. Ayrıca bu probiyotik etki sonucunda kolesterol seviyesinin azaldığı ve immun yanıtın yükseldiği de görülmektedir. FOS’un diyetlerde %1 düzeyinde bulunması, gerek sağlıklı ve gerekse diyareli köpeklerin beslenmesinde iyi sonuçlar vermektedir.

KEDİ VE KÖPEK BESLEMEDE OMEGA 3 VE OMEGA 6 YAĞ ASİTLERİNİN ÖNEMİ

Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri tüm memelilerde normal büyüme ve çeşitli hastalıkların önlenmesi için gereklidir. Bazı çalışmalar köpek ve kedilerin diyetindeki optimal Omega-6/Omega-3 yağ asidi oranının (yaklaşık 5:1) olması halinde kanser ve ani kalp krizi gibi ölümcül bazı hastalıkların görülme insidensinin azaldığını göstermiştir. Ayrıca, yağ asidi takviyesi kullanımının, kronik enflamatuar bozukluklar, kronik böbrek yetmezliği ve bazı kanser türleri gibi çeşitli patojenik durumların tedavisinde faydalı olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle, köpekler ve kediler için diyetlerin formüle edilmesinde kullanılan ve Omega-3 ve Omega-6 yağ asitlerinin en uygun miktarını ve dengesini sağlamak için kullanılan yağ kaynaklarının türüne ve miktarına özel dikkat gösterilmelidir.

Omega-3 ve 6 yağ asitleri çoklu doymamış yağlardır ve hem köpek hem de kediler açısından sağlık ile ilişkili pek çok faydaya sahiptir. Omega-3 yağ asitleri olan EPA (Eicosa Pentaenoic acid) ve DHA (Doco Heksaenoik asit), hücre membranı için gerekli yapısal bileşenlerdir. Bu fonksiyonel, sağlığı teşvik eden yağ asitleri, hücre zarının akışkanlığını ve geçirgenliğini korumak suretiyle sağlıklı işleyen hücreler için gereklidirler. Optimal sağlığın devamlılığı açısından mutlak suretle diyet veya takviyeler ile vücuda alınmalıdırlar. EPA ve DHA vücutta sentezlenemediklerinden dolayı hem köpekler hem de kediler için esansiyel özellik gösterirler. Sağlığı teşvik eden iki omega-3 yağ asidi olan EPA ve DHA, uzun zincirli yağ asitleridir ve balıklarda bol miktarda bulunur. Yüksek kaliteli bir omega-­3 yağ asit kaynağı olan balık yağının kedi ve köpek diyetlerinde mutlaka yer alması önerilmektedir.

Omega-3 yağ asitlerinden EPA’nın temel işlevlerinden biri vücut için doğal bir anti-enflamatuar (yangı giderci) etkiye sahip olmasıdır. Araştırmalar, Omega-3 yağ asitlerince zengin hayvansal kökenli kaynakların özellikle de balık yağının mamalarda bulunmasının köpek ve kediler açısından cilt, eklem, böbrek ve kalp ile ilişkili pek çok enflamatuar durumda iyileştirici etki gösterdiğini bildirmektedir. Buna ilave olarak, EPA köpeklerin kanında sağlıklı trigliserit (yağ) seviyesinin artışı yönünde etkiye de sahiptir. Bir diğer Omega-3 yağ asidi olan DHA ise yavru köpek ve kedilerde, nörolojik (beyin) ve retina (göz) gelişiminde kilit bir rol oynamaktadır. İçeriğinde yeterli düzeyde DHA bulunduran mamalar ile beslenen köpeklerin ileri yaşlarda görme ile ilgili sorunlara daha az yaşadıkları bilinmektedir.

Araştırmalar gebe köpeklerin, gebelik ve emzirme dönemlerinde, Omega-3 yağ asidiyle zenginleştirilmiş mamalar ile beslenmelerinin yeni doğan yavrular için gerekli DHA düzeyini sağladığını göstermiştir.

Omega-3 yağ asitlerinin kedi ve köpekler açısından diğer bir faydası ise genel tüy ve cilt sağlığının korunmasına yardımcı olmalarıdır. Tüm köpek ve kedi ırkları açısından mamalara yapılacak Omega-3 yağ asidi takviyesi yararlı olmaktadır. Söz konusu katkının fayda sağladığı bilinen bazı sağlık durumları içinde; cilt alerjileri, eklem problemleri, böbrek ve kalp ile ilgili sorunlar sıralanabilir.